Artsın eksilmesin
Taşsın dökülmesin
“Bereket” ne demekmiş
Cümle âlem işitsin bilsin.
Bilsin tabi. Hem tam da kışlıkların kavanoz kavanoz kilerlere istiflendiği bir mevsimin içindeyiz. O yüzden şimdi “bereketi” bilmenin tam zamanı.
Beni aldı bir merak! Sizin evinizde de kilo kilo domateslerden salçalar yapılıyor, mutfak tezgâhının üzerine poşet poşet fasulyeler, turşular diziliyor mu yan yana? Ya da devasa bir kazanın başına geçip o harlı ateşin üstünde kocaman bir tahta kaşıkla kazan karıştırma göreviniz oldu mu hiç? Benim oldu. İyi ki de oldu. Üstüm başım is oldu ama değdi. Çok daha iyi anladım sofrada önüme gelen nimetlerin kıymetini. Önceleri küçücüktüm herkeste niye böyle bir telaş olduğunu anlamıyordum. Bütün köye kıtlık mı gelecek ki evlere kasa kasa domates, biber alma peşinde cümle âlem, diye olan bitene pek anlam veremiyordum. Sonraları ninem oturdu yanıma ve tane tane anlattı bana sebebini. Bir korkudan değil bunca hazırlıklarımız, hanelere “bereket” getirir bu işler, dedi. Olmayanla paylaşmak için... Hiçbir şeyim yok demezsin. Sofrana bir başkasını daha kolay davet eder dilin, dedi.
Az olanın bile çokmuşçasına kullanılabilmesiymiş bereket. Bir şeyin sana gelmesinin, sende artmasının yoluymuş, sende mevcut olana şükretmekmiş. Budanan dalların daha gür çıkması gibiymiş. Neyi paylaşırsan evelallah ona muhtaç kalmazmışsın. Alın terinden, emek edilenden, gönüllü verilenden doğarmış bereket.
Bu sayede daha iyi anladım sofrasının bereketi bitmeyen annemle, parasının bereketi bitmeyen babamın kıymetini.
Bereketi sadece nimetten, sofradan ibaret görmemeyi de çocukken bakkallara gittiğimde öğrenmiştim. Eskiden bakkallar vardı, bizim de görevimiz elimize tutuşturulan listede ne yazıyorsa onları almaktı. Alışveriş bitince de bakkal amca küçük büyük demeden her gelen müşterisini uğurlarken “bereket versin” derdi. “ALLAH BEREKET VERSİN”. Bu, az evvel harcadığın paran azalmış gibi görünse de öyle bir yaşa ki cebinden hiç eksilmemiş gibi olsun anlamına geliyordu. Biz de elbette ki boş durmaz, koca insan edasıyla hemen “bereketini gör”, derdik. Sonuna “amin” denilesi bir cümle olurdu bu dileklerimiz. Büyüklerden duyduğumuz gibi ezbere “bereketini gör” demenin, kazandığın bu paranın hayrını gör demek olduğunu bilmeden bir de sonuna “hayırlı işler’i” eklerdik. Selamla girer, karşılıklı dualaşarak çıkardık.
Bir de “kesene bereket” cümlesi vardır ki ona da bayılırım. Küçükken sadece babalara has bir kelime olduğunu düşünür, babaların ceplerinde içi dopdolu bir kese olduğunu sanırdım. Eve ya da bize her ne lazım olsa hep o gizli keseden çıkan paralarla alındığına inanırdım. Sanki babaların cebi harca harca hiç bitmeyen bir yerdi.
Bereket, “Allah’ın verdiği nimet, bolluk, verimlilik” demekse siz de en az benim kadar sevin bu sözü arkadaşlar.
Sadece sofranız değil zamanınız da, ömrünüz de bereketli olsun. Ve en önemlisi bu kelimeyi her zaman yerli yerinde kullanın ki, hiç unutulmasın; böylece arkadaş ve kardeşlerinize örnek olun. Haydi sağlıcakla kalın.
Sesini Yükselt!
Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.
Yorum yapabilmek için giriş yapınız