Gizli Elin Masalı

Kültür Edebiyat

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, iki arkadaş varmış. Bu iki arkadaş, bir gün güzel bir denizde yüzmeye gitmişler. Suyun serinliği onları o kadar etkilemiş ki, kendilerini başka bir âlemde bulmuşlar. Gözlerini açtıklarında hiç tanımadıkları bambaşka bir dünyadalarmış.

Bu dünya öyle düzenliymiş ki, koskoca bir ülke gibiymiş. Hatta daha dikkatli bakınca bu yerin muhteşem bir saraya benzediğini fark etmişler. Her şey o kadar güzel, o kadar yerli yerindeymiş ki, iki arkadaş büyük bir hayranlıkla etrafa bakmışlar.

Gezerken farklı farklı mahlûklarla karşılaşmışlar. Bu mahlûklar, kendilerine çok önemli işleri olduğunu işaret ediyormuş ama konuşmaları anlaşılmıyormuş. Ne dediklerini anlamasalar da belli ki her biri önemli görevlerle meşgulmüş.

Arkadaşlardan biri diğerine dönüp demiş ki: 

“Bu kadar düzenli ve güzel bir yerin mutlaka bir sahibi, bir ustası olmalı. Bizi buraya getiren o olmalı. Onu tanımalıyız, çünkü onu tanımazsak bu dünyada kim bize yardım edebilir? Dillerini bilmediğimiz bu mahlûklardan bir şey beklemek çok zor. Hem bu kadar güzel bir dünyayı kuran ve her şeyi bu kadar harika bir şekilde düzenleyen biri elbette bizden de bir şeyler bekliyor olabilir.”

Diğer arkadaşı ise inatçıymış: 

“Ben senin dediğin gibi birinin var olduğuna inanmıyorum, bu koca dünyayı tek başına yönetecek birinin olduğuna nasıl inanabilirim? Hem beni rahat bırak, bunlarla uğraşmak istemiyorum. Bence her şey kendi kendine oluyor, tesadüfen gelişiyor. Ne olacaksa olsun!”

Akıllı olan arkadaş cevap vermiş: 

“Eğer onu tanımazsak kaybedeceğimiz çok şey olabilir. Ayrıca tanımaya çalışsak hiçbir zorluğu yok. Eğer haklıysan hiçbir şey kaybetmeyiz. Ama eğer ben haklıysam büyük bir kazancımız olur. O yüzden bu kadar önemli bir konuda kayıtsız kalmak akıllıca değil.”

İnatçı arkadaş diretmiş: 

“Ben bu düşüncelerden sıkıldım. İstediğin kadar konuş, inanmıyorum. Eğer bana kanıt gösteremezsen beni rahat bırak.”

Akıllı olan arkadaş derin bir nefes almış ve demiş ki: 

“Senin bu inatçılığın beni de zor duruma sokuyor. Ama merak etme, sana bu güzel dünyayı kimin yarattığını ispatlayacağım. Bu dünyanın ve bu kocaman memleketin tek bir ustası olduğunu sana anlatacağım. Anlaşılıyor ki, o usta her şeyi gören, her şeyi duyan ve her şeyi yöneten biri. Gördüğümüz bu mahlûklar da onun hizmetkârları…”

Böylece akıllı arkadaş, inatçı arkadaşını ikna etmek için sabırla anlatmaya başlamış.

“Bak! Görmüyorsun ama bu ülkede gizli bir el her şeyi yapıyor. Mesela şu ağaca bak! Bu koca ağaç, küçücük bir tohumdan büyüdü. O minik tohumda ağaç olacak güç nasıl olabilir ki? Ama bir bak, ağaç olmuş, dalları, yaprakları var ve meyveler veriyor. Demek ki görünmeyen ama her şeyi bilen bir güç, bu ağacı büyütüyor.”

Akıllı arkadaş eline bir karınca almış ve devam etmiş:

“Bu küçücük karınca koca bir yük taşıyabiliyor. Ama kendisi minicik! Karınca nasıl olur da böyle güçlü olur? Bir şeyin küçüklüğü ya da büyüklüğü, o şeyi yaratanın gücüne bağlıdır. Bu dünyayı yaratan Allah, her şeyi en güzel şekilde yarattığı gibi karıncayı da yaratmış ve ona böyle büyük işler yapma gücü vermiş.”

İnatçı arkadaş şaşırmış, dikkatle bakarak: 

“Peki ama neden göremiyoruz? Madem her şeyi o yaratıyor, neden Allah’ı görmüyoruz?”

Akıllı arkadaş gülümseyerek gökyüzünü göstermiş:

“Bak güneşi görüyor musun? Şu an tam tepemizde ama biz ona bakamıyoruz, çünkü çok parlak. Demek ki her şeyi gözlerimizle göremeyiz. Akıl gözümüzle de görürüz. Allah da öyle bir güç ki gözlerimizle onu göremeyiz. Ama Allah’ın varlığını, onun yaptığı işlerden anlarız. Nasıl ki güneşin ısısını hissedebiliyoruz, Allah’ın varlığının işaretlerini de etrafımızdaki her anlamlı ve hikmetli işte görebiliriz; Onu kalbimizle hissederiz.”

İnatçı arkadaş bir an durup akıllı arkadaşın söylediklerini düşünmüş. Sonra kafasını sallamış ve her şeyin bir düzen içinde olduğunu idrak etmiş. Her çiçek, her ağaç, her böcek sanki bir sırrı fısıldıyormuş: 

“Bizleri yapan ve çalıştıran bir sanatkâr var! Bizler onun eserleriyiz.”

Sonra bakmış ki, bu gizli el her şeyi öyle bir düzenle yapıyor, milyonlarca farklı şey bir araya geliyor ve tıpkı bir resim gibi tamamlanıyormuş. Çiçekler açıyor, rüzgâr esiyor, hayvanlar yiyeceklerini buluyor. Her şey uyum içinde bir makine gibi tıkır tıkır işliyor, tıpkı büyük bir tablo gibi güzel görünüyormuş.

Bu büyük ülkenin her köşesinde, her canlıda bu gizli elin izleri varmış. O arkadaş artık biliyormuş ki, bu gizemli sanatkâr her şeyi sevgiyle ve özenle yaratıyor… 

İşte o an o arkadaş, gördüğü her şeyin ardındaki sırrı bilmenin huzurunu hissetmiş.

Masal bu ya, belki bir gün sen de o arkadaşın gördüğü bu sırrı keşfedersin!

 

Yorum Ekle

Sesini Yükselt!

Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.

Yorum yapabilmek için giriş yapınız
Henüz hiç yorum yapılmadı, ilk yorumu yapan sen ol!