Öküzler Ağlar mı?

Canlılar Âlemi

Babam, koyun almak üzere hayvan pazarına giderken beni de götürmüştü. Büyük bir meydandı burası. Koyun melemeleri, eşek anırmaları, at kişnemeleri, inek böğürmeleri, celeplerin haykırıları birbirine karışıyordu. Keskin bir tezek kokusu sarmıştı her yanı.

Pazar yeri kısım kısım ayrılmıştı. Tosunlar, öküzler, danalar, koyunlar, keçiler, atlar, katırlar, eşekler için ayrı ayrı reyonlar vardı. 

Kim ne alacaksa o kısma gidiyor, hayvanların etine, buduna, ayaklarına, sağrısına, bilhassa dişlerine bakarak fiyat soruyor, pazarlık ediyordu. 

Koyun reyonunun önündeydik. Yüzlerce koyun vardı burada. Biraz ileride öküzler duruyordu. 

Babam, alışveriş yapmak üzere yanımdan ayrılmadan önce bana bir alaçık gösterdi. “Koyun seçmek, pazarlık etmek uzun sürer. Güneşin altında kalma, gölgede dur, beni burada bekle” dedi.

“Tamam” dedim.

Babam gittikten sonra etrafı seyretmeye, alıcılarla satıcılar arasında geçen konuşmaları dinlemeye başladım. 

Daha önce hayvan pazarı görmemiştim. Her şey ilgimi çekiyordu. Durduğum yer öküzler reyonuna yakındı. Konuşulanları rahatlıkla işitebiliyordum. Zaten herkes yüksek sesle konuşuyor, sesini muhatabına duyurmaya çalışıyordu. 

Köylünün biri satmak üzere öküzlerini getirmişti. Biri sarı, öbürü siyahtı öküzlerin. Siyah olanın belinde, karnında, ayaklarında beyaz benekler vardı. Bir boynuzu ortasından kırılmıştı.

Kısa sürede müşteri çıktı, pazarlık ettiler, münasip bir fiyat üzerinde anlaştılar. 

Hemen kesesini çıkardı alıcı, paraları saydı, satıcının eline tutuşturdu.

“Bir de sen say.” dedi.

“Gerek yok.” dedi satıcı.

“Sen yine de say. Yerde bile bulsan sayacaksın demiş atalar.” 

Köylü acemice hareketlerle paraları saydı.

“Tamam, eksik yok.” dedi.

Bunun üzerine alıcı, öküzleri götürmek üzere davrandı. Yularlarından tutup gidiyordu ki satan adam birden koştu, kara öküzün boynuna sarıldı. Bir süre öylece kaldıktan sonra aynı şeyi sarı öküz için de yaptı. 

Bu sahne etraftaki herkesin dikkatini çekmişti. Manzarayı seyretmeye başladılar. Bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti köylü.

“Te ne zamandır beraberiz. Elimde büyüdüler. Şuncacık buzağı idi bunlar. Yemlerini, sularını verirdim. İkisi de emektardır. Çok çift sürdüler. Çok yük taşıdılar.” 

Baktım, gözlerinden sicim gibi yaş akıyor. Boynundaki yemenisiyle gözlerini sildi.

Öküzleri alan adam bir tereddüt yaşıyordu. “Çok zoruna gidiyorsa satma arkadaş. Gerçi pazarlığı bitirdik, paranı aldın, öküzler benim oldu. Lakin ağlayanın malı gülene hayır getirmezmiş. İstersen cayabilirsin.”

“Yok canım, olur mu öyle şey. Sattım ben, sözüm söz. Laf ağızdan bir kere çıkar.” 

Seyredenlerden biri, muhtemelen teselli etmek niyetiyle, lafa karıştı. “Üzülme arkadaş, nihayetinde öküz.” dedi. 

“Evet, ben de biliyorum, nihayetinde öküz. Velakin evladım gibiler. Beni tanırlar. Sesimi bilirler. Dedim ya evlatlarım gibi büyüttüm onları. Senelerce yemledim, suladım.” 

“Madem bu kadar zor geliyor satma öyleyse.”

“Borcum olmasa satar mıydım? Satmazdım. Mecbur kalmasam satar mıydım? Satmazdım. Ev yaptırıyorum. Yaptırmasam satar mıydım? Satmazdım. Oğlan askerden geldi, evermek lazım. Askerden gelmese, evermek icap etmese satar mıydım? Satmazdım...”

Kendi kendine konuşur gibiydi. Sayıklıyordu adeta. Öküzler de adama bakıyorlardı bu arada. İkisinin de gözlerinde yaş vardı. “Bizi bırakma. Sen sahibimizsin, dostumuzsun. Hadi evimize gidelim.” dercesine mahzun duruyorlardı.

“Bak öküzler de ağlıyor.” dedi seyircilerden biri. 

Seyrek sakallı, şalvarlı, başı bereli bir ihtiyardı bunu söyleyen. 

Bir süre de öküzler ağlar mı, ağlamaz mı diye yorumlar yaptılar, konuyla ilgili hatıralar anlattılar.

“Benim bir ineğim vardı. Buzağı iken almıştım. Elimde büyüdü yani. Yaşlanmıştı artık. Götürdüm pazarda sattım. Aynen bu öküzler gibi ardım sıra ağladı. Alan adam sonradan bana anlattıydı. Yeni sahibini benimsememiş hayvan. Yemeden içmeden kesilmiş. Bir hafta mı, on gün mü ne yaşamış, sonra da ölmüş.” dedi şalvarlı ihtiyar.

“Hadi canım sen de! Zaten eceli gelmiş yaşlı hayvanı sattın, şimdi de hikâye uyduruyorsun!” dedi genç bir köylü. Herkes güldü bu lafa, satıcı, alıcı ve ben hariç.

Yularlar elinde dikili duran alıcı baktı ki laf çok uzayacak, çekti yularları, öküzleri peşi sıra yürüttü. 

Satan köylü tekrar koştu, artık kendisinin olmayan öküzlerin boynuna bir daha sarıldı, gözlerinden öptü. “Borcum var. Borcum olmasa, ev yaptırmasam, oğlum askerden gelmese, onu evermek icap etmese satar mıydım? Satmazdım...”

Bu sahne daha ne kadar tekrarlandı, köylü öküzlerini geri mi aldı yoksa gitmesine izin mi verdi, bilmiyorum. Zira koyun alışverişini tamamlayan babamla birlikte pazar yerinden ayrılmak zorunda kaldım. 

Yol boyunca babama anlattım gördüklerimi. “Keşke adamın başka parası olsaydı, keşke borcu olmasaydı, keşke öküzleri satmasaydı...” dedim. 

Ah, keşke!

Yorum Ekle

Sesini Yükselt!

Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.

Yorum yapabilmek için giriş yapınız
Henüz hiç yorum yapılmadı, ilk yorumu yapan sen ol!