Peygamber Efendimizin (asm) Cesareti

İslamiyet

“Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.”

(Ta Hâ Sûresi, 68)

 

“O peygamberler ki, Allah’ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar...”

(Ahzâb Sûresi, 39)

 

CESARET NEDİR? Lunaparkta roller coastera binmek midir? Bungee Jumping yapmak mıdır? Yoksa elini örümcek kavanozuna sokmak mıdır? Bir kaplanın kuyruğunu tutmaya ne dersiniz? Gerçekten cesaret isteyen bir iş değil mi? Ne demişler:

“Bir kaplanın kuyruğunu sakın tutma! Tut ki tuttun, sakın bırakma!”

Evet bütün bu işler gerçekten cesaret ister; ancak cesaret böyle faydasız, tehlikeli ve—hadi roller coastera binmek gibi o kadar da tehlikeli olmayıp üstüne eğlenceli olanları bir kenara bırakalım—ahmakça işlere balıklama atlamaktan ibaret değildir! Bunlar olsa olsa insanın parasını eğlencelere kumara mumara har vurup harman savurması gibi, Allah’ın yaratılıştan hamuruna kattığı cesareti de boşa harcamak, lüzumsuz şeylere çalıştırıp yormaktır...

Peki bir gece hırsızının, gizlice evlere, iş yerlerine girmesi, her an yakalanma ve senelerce hapis yatma riskini göze alması, bir bekçi köpeğine olmadık bir yerini kaptırması ya da bizzat bekçinin kendisine yakayı kaptırması gibi sürü ile riski göze alması cesaret işi midir?

Elbette cesarettir! Ama bu da Allah’ın insana verdiği o kıymetli cesaret hissini kötüye kullanmaktan başka bir şey değildir. Hırsızın cesareti, onun için bir övünç kaynağı değil, bir beladır. Kısaca bir insanın cesur olması kadar, cesaretini nerelerde gösterdiği de önemlidir. Çünkü cesaret iyidir ama iyi insanlarda iyidir; merhametli insanlarda, adil insanlarda, dürüst insanlarda...

 

İnsanlık tarihi pek çok cesur insan gördü. Bunlardan bazıları, Allah’ın kendilerine verdiği cesareti, insanların fenalığı için kullandı. Mangal gibi yürekleri vardı ve orada masumlar kavruluyordu! Zalim imparatorlar, istilacı kâşifler, acımasız diktatörler, savaşıyorum diye çoluk çocuk demeden katleden korkunç komutanlar, hep cesur ama kötü insanlardı. Tarih onları yaptıkları zalimliklerle kaydetti defterine; insanlar isimlerini, asırlarca lanetle andı...

Bir kısım cesur insanlar da cesaretlerini, insanların iyiliği yolunda ömürleri gibi feda ettiler. Zalimlere baş kaldırdılar, masumları koruyup kolladılar, diktatörlere isyan ettiler, adalet için savaştılar, özgürlük için mücadele ettiler, doğruyu söylemek konusunda kimselerden çekinmediler... Onların da mangal gibi yürekleri vardı ama üşüyenleri ısıtmak, yolunu kaybetmişleri aydınlatmak için yanıyordu... İsimleri tarihin sayfalarına kahraman olarak yazıldı. İnsanlar, bu kahramanları hep hayırla yâd ettiler.

Peygamberler, işte bu cesur ve kahraman insanların en büyükleridir. Bütün peygamber hikâyeleri aynı zamanda muhteşem birer kahramanlık destanıdır. Allah aramızdan seçtiği elçilerine bu zor görevle birlikte sıradan insanlarda bulunamayacak bir cesaret vermiş, onlar da Allah’a olan sonsuz itaat ve bağlılıkları ile O’nun emirlerini insanlara anlatmaktan asla çekinmemişlerdir.

Bu yolda pek çoğu sayısız zulme uğradı, dövüldü, taşlandı, tükürük yağmuruna tutuldu, delilikten yalancılığa kadar türlü türlü iftiralara maruz kaldı. Bazıları akıl almaz işkencelere yatırıldı, bir kısmı katledildi. Ancak hiçbir peygamber, davasında ne tereddüt gösterdi ne de geri döndü.

Ne Nuh Peygamber kendisini bayılana kadar boğan, sonra bırakan ve ayıldığında tekrar boğmaya kalkan kavminden korkup, onları Allah’ın gemisine davet etmekten vazgeçti…

Ne İbrahim Peygamber, ateşe atılacağı zaman aman diledi…

Ne Musa Peygamber, Firavun’un önünde diz çöktü...

Ne Davut Peygamber, korkunç Calut’u görünce dizlerini titretti.

Ne İsa Peygamber, azgın Yahudilerden ve acımasız Romalılardan korkarak yolunu değiştirdi!

Ve ne de Peygamberlerin sonuncusu ve reisi olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm), kavminin ileri gelenlerinden, en yakını olduğu halde canına kast edenlerden, kapısının önüne dikenli çalılar serip, namaz kılarken başının üzerine deve leşi bırakanlardan, kılıçlarını kınlarından çekip evinin etrafını saranlardan ve onlarla arasında incecik bir örümcek ağı geriliyken, peşine düşenlerden korktu!..

Ne Bedir’de müminlerden kat kat fazla müşrik ordusu karşısında korktu, ne Uhud’da dişi kırıldığında, ne de Ahzab günlerinde kâfirlerden ötürü kalbine bir korku geldi…

O sadece Allah’tan korktu ve sadece ümmeti için endişelendi. Rabbinden “Kalk ve uyar!” (Müddessir Süresi, 2) emrini aldığı andan itibaren, insanları, tahtadan, taştan ve hatta un helvasından yapılma putlara değil, sadece Allah’a iman etmeye davet etti.

Kendi çocuklarını diri diri toprağa gömebilecek kadar kalpleri taşlaşmış insanların, asırlardır yapageldikleri ne kadar cahillik, ne kadar akılsızlık, ne kadar zalimlik, ne kadar kötülük ve edepsizlik varsa hepsine karşı mücadele verdi.

“Korkma!” (Tâ Hâ Sûresi, 68) demişti Allah. Korkmadı. “Üstün gelecek olan sensin!” (Tâ Hâ Süresi, 68) vaad etmişti Rabbimiz; herkese ve her şeye üstün geldi.

Ahmaklara ve zalimlere ait cesareti saymazsak, gıpta edilecek cesaret iki türlüdür. Biri insanın, dini, vatanı, ailesi, değer verdiği ya da hak ettiği bir şey için canını bile çekinmeden ortaya koymasıdır. Buna ŞECAAT derler.

Diğeri ise, hemen herkesi korkudan titreden ve dizlerinin bağını çözen ürkütücü bir olay karşısında soğukkanlılığını, sabrını, Allah’a olan güvenini sarsmadan dimdik ayakta durabilmek ve korkudan ne yaptığını bilmez halde sağa sola kaçanları da bir arada tutmaktır. Buna da NECDET adını verirler. Savaş zamanlarında, deprem, sel baskını gibi afet günlerinde, büyük kazalarda, kıtlık zamanlarında, kimin böyle bir cesarete sahip olduğu hemen ortaya çıkıverir. İşte Sevgili Peygamberimiz bu iki cesarete de eşsiz biçimde sahipti.

 

Tehlikeli Bir Gece

Bir gece vaktiydi. Sağdan soldan Medine’ye düşmanların saldıracağı haberleri geliyordu. Herkes tedirgindi, kadınlar korku içindeydi. Derken sebebi bilinmeyen bir gürültü işitildi.

Cesur adamlar olası bir saldırı için alelacele hazırlandılar ve düşmana karşı vaziyet aldılar. Ve uzaktan, karanlığın içinden bir atlının kendilerine doğru geldiğini gördüler. Atlı yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı…

Bir de baktılar ve gelenin, Peygamber Efendimiz (asm) olduğunu anladılar. Gürültüyü duyar duymaz, herkesten önce evinden fırlayıp çıkmış, boynuna kılıcını asmış ve en kolayındaki ata bindiği gibi gecenin karanlığına dalıp, her yeri kontrol etmişti.

“Bir şey yok! Merak etmeyin” dedi Allah’ın Elçisi (asm).(M.Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahabe)

 

Huneyn’de Bir Gündü

Huneyn Savaşı sırasında, müminler kalabalık olduğu halde, düşman ordusundan beklenmedik bir baskın yemişti. Bir anda dalga dalga yayılan bir panik yüzünden askerler dağılıyor ve geriye çekiliyordu.

Peygamber Efendimiz (asm) ise, en öne atıldı ve Hevazin kabilesinin ok yağmuruna aldırmadan “Ben Allah’ın Elçisiyim bunda yalan yok! Ben Abdulmuttalib’in oğluyum. O düşmandan hiç kaçmamış bir ecdattır bunda yalan yok!” diye nara atıyordu. Bu sırada en yakınında olanlar Peygamber Efendimize bir zarar gelir korkusu ile atını tutuyor ve daha öne çıkmasına izin vermiyorlardı. Bu zor savaşı Allah’ın izni ile müminler kazandı.

 

Resûlü’l-Melahim

Allah, Peygamber Efendimize (asm) kâfirlerle, İslam’a ve peygamberine karşı düşman olanlarla savaşmasını emretmişti.

Bu her peygambere verilen bir emir değildi. Mesela İsa Peygamber’e böyle bir emir verilmemişti.

Peygamber Efendimiz savaş meydanlarında da herkesten üstün olan ve en ileride bulunandı.

Cesareti ile İslâm ümmeti içinde haklı bir şöhrete sahip olan Hz. Ali (kv), “Biz savaş kızıştığında, gözler öfkeden kıpkırmızı kesildiğinde peygamberimizin arkasına sığınırdık” (Müsned, 1:86) derdi.

Berra b. Azip ise, “Bizim için en cesur olanlar, savaş meydanında Peygamber Aleyhisselam’a en yakın duranlarımızdı. O Bedir’de hepimizin önündeydi. Düşmana en yakın olan ve en çok zarar veren Allah’ın Elçisiydi” (Müslim) demektedir.

Peygamber Efendimiz’in şerefli isimlerinden biri de, RESULÜ’L-MELAHİM idi. Bu, “savaş meydanlarının elçisi” demektir. Çünkü o savaşırken de bir peygamber gibi savaşıyordu. Bir peygambere yakışacak cesaretle ve ancak bir peygamberin dikkat edebileceği ve dikkat edilmesini emredebileceği ölçüler içinde…

Yorum Ekle

Sesini Yükselt!

Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.

Yorum yapabilmek için giriş yapınız
Henüz hiç yorum yapılmadı, ilk yorumu yapan sen ol!