Ninemin Samanyolu

RESİMLEYEN: ASUMAN GÜLTEKİN

Kültür Edebiyat Genel Kültür

Sıcak yaz gecelerinde evde kalamaz, kendimizi dışarıya atardık. Geceleri damda yatmak âdet olmuştu. 

Bir temmuz gecesiydi. Ninemle birlikte yatıyorduk. Beş yaşında var yoktum. Gökyüzü bulutsuzdu, yıldız yağıyordu adeta. Samanyolu ışıl ışıldı.

“Nineciğim, bu nedir?” dedim.

“Samanyolu.” dedi.

“Niye ‘Samanyolu’ demişler?”

“Şu görünenler saman da ondan.”

“Saman nasıl dökülmüş ta oralara?”

“Fatma Ana’mız eteğine saman doldurmuş giderken, bir kısmı dökülmüş.”

“Fatma Ana’mız kim?”

“Peygamber Efendimizin kızı. Hazreti Ali Efendimizin hanımı. Bir de, Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin anası.”  

“Biz ona niye ana diyoruz, nine?”

“Hürmetimizden evladım.”

Sohbetimiz bu minval üzere sürer giderdi. Her fırsatta nineme sorular sorardım. Hiçbir sorumu cevapsız bırakmazdı, büyük bir sabırla konuşurdu benimle. 

İşi başından aşkın olan olan annem bana zaman ayıramıyordu. Bu yüzden benimle dedemle ninem ilgilenirlerdi. Mutlu günlerimdi.

Sonra okula gittim. Hayret, öğretmenin anlattığı Samanyolu nineminkine hiç benzemiyordu. Ne saman vardı ortada ne de Fatma Ana’mız! Şaştım bu işe, yadırgadım. 

Benim saman sandıklarım yıldızmış meğer. Her biri dünyamızdan daha büyükmüş. 

Bu konuda bana bir sürü şey anlattılar. Fakat ben yine de ninemin gökyüzünü hep daha çok sevdim. 

Tamam, ninem gök ilmini bilmiyordu. Fakat okulda anlatılanlar da beni tatmin etmiyordu. Bir boşluk vardı ortada, kocaman bir boşluk. 

Nineminki bedensiz ruhtu, okulunki ruhsuz beden. Peki ya Fatma Ana’mız ne olacaktı? 

Bir orta yol olmalıydı. Sormayı, sorgulamayı sürdürdüm. 

Derken, nuru buldum. Sırlar serildi önüme, düğümler çözüldü. 

Her yıldız bir saraydı. Her gök cisminde melekler vardı. Bu melekler zikrediyorlardı. Bu yıldızlar direksiz duruyordu. Sürekli hareket ediyor ama asla çarpışmıyorlardı. Yakıtları da hiç tükenmiyordu. 

Kâinat ülkesini aydınlatan bu semavi lambalar kendi kendine oluşamazdı. Sınırsız ilim, irade ve kudret sahibi biri yapmış olmalıydı. Bu niteliklere sahip olmayan yapamaz, yaratamazdı. 

Peki kimdi o? Hangi ustaydı yıldızları tespih taneleri gibi gökyüzüne dizen?  

“Allah!” diyordu, nur. Aklım bunu tereddütsüz kabul etti, kalbim iştiyakla onayladı, ruhum yıldızları yaratan o sınırsız kudrete karşı muhabbetle doldu.

Derken, seneler seller misali akıp gitti. Bazı geceler başımı kaldırır, gökyüzüne bakar, meleklerle göz göze gelirim. Ninemi ve Fatma Ana’mızı hatırlarım. 

‘Onlar da oralarda bir yerlerde olmalılar’ diye düşünürüm. 

Mazide kalmadıklarını, yok olmadıklarını, beni gelecekte beklediklerini bilir, buna inanır, huzur bulurum. 

Ruhlarına Fatihalar gönderirim. 

Kalbim ısınır. 

Gülümserim.

Yorum Ekle

Sesini Yükselt!

Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.

Yorum yapabilmek için giriş yapınız
Henüz hiç yorum yapılmadı, ilk yorumu yapan sen ol!