Kelimelerin Dünyasına Yolculuk / Sonbahar

Düşünce Yorum Kültür Edebiyat Genel Kültür

Bir varmış bir yokmuş... Masal bu ya mevsimler, üstüne düşeni yapmış, yazdan sonra sıra kimdeyse o sahneye çıkmış. Yaz boyu sokaklarda cıvıl cıvıl eğlenip oynayan çocuklar yavaş yavaş evlere girmiş, pencerenin ardından sokaklara bakıp rüzgârla yaprakların kovalamacalarını izler olmuş. Bunu fırsat bilen bütün yapraklar, madem çocuklar oynayamıyor bari biz oynayalım, hem çocuklar da bizi izlerken mutlu olurlar diye saklambaç oynamaya karar vermiş.

Ama oyunun kuralları baştan yazılmış. En başta ebe tek, saklanan çok; tam tersine bütün yapraklar tek bir yaprağı bulmak için köşe bucak her yeri arayacakmış. Bu kez ebe olmak görevi birden çok yaprağa verilmiş. Dere tepe gezmişler, daldan dala uçuşmuşlar. Evet evet bilinenin aksine cümbür cemaat bir yaprağı sobelemek için yollara düşmüşler.

Yer gök sarı, kırmızı, turuncu yaprak olmuş ama nafile. Aramışlar taramışlar aradıkları “yeşil” yaprak sanki yer yarılmış da yerin dibine girmiş. Yok, yok, yokmuş!

Günler, haftalar, aylar geçmiş; yaprakların hepsi şiddetli rüzgârların kovalamacalarından yorulmuş, karın dondurucu soğuğundan üşümüşler .Tam vazgeçecekleri anda kurumuş bir yaprak son takatiyle, zar zor “bulduuum” diye seslenmiş arkadaşlarına. Gerçekten de yemyeşil yaprağı görmüş çünkü “ilkbahar” gelmiş.

Takvimler havaların soğuduğu günlere geldiğimizi söylüyorsa ve yaprakların yeşil olanları yine ortadan kaybolduysa sonbahar mevsimindeyiz demektir.

Yeşilin bütün tonlarındaki yapraklarına gözlerimiz çok alışıktı ama çocukların yeni giysilerini heyecanla giyip değiştirmesi gibi ağaçlar yine yemyeşil giysilerini çıkarıp yenilerini giyindi çünkü sonbahar geldi.

Sözlükler sonbaharı sadece yaz ile kış arasındaki mevsim diye yazsa da bulmacalarda eş anlamı “güz” olarak geçse de o kadar basit değil asla.

Bakmayın siz sonbahar kelimesinin ‘son’la başladığına. Bir bitişin değil yepyeni başlangıçların taptaze doğumların hikâyelerini taşır içinde sonbahar.

Yapraklarından olmuş, odundan farksız ağaçlar görürseniz, hatta bizlere her zaman birer hizmetkâr olan dallarına cılız olarak rastlarsanız üzülmeyin. Bitmedi. Tükenmedi. Sonbahar geldi diye o yediğiniz son sulu elma değildi. Yine ağaçların dirilir gibi önce çiçeklerle süsleneceğini düşün.

Kudreti sonsuz olan Allah’ın büyük rahmetini küçücük bir çekirdeğe sığdırarak bizim için sakladığını...

Birçok güzelliğin bir süreliğine saklandığını...

Belki de nice nimetin kıymetini bilmemiz için bir süre bizden saklanması gerektiğini...

Meyvelerin, sebzelerin türlü renkte erzakın olgunlaşıp kıvama gelmesi için hazırlık yaptığını düşün...

Biz göremesek de ağaçların gövdesinin içinde nice fabrikaların çalışmaya başladığını...

Sona ermek şöyle dursun akıllara durgunluk verecek bir sistemin durmadan işlemeye devam ettiğini düşün ama asla bir tükenişin değil sonbaharın umudun habercisi olduğunu düşün.

Biraz sabır gerektirdiği doğru. Beklemek lazım. Hayatımızda da hep yaşamaz mıyız bunu! Bitiş, son, çıkmaz gibi gördüğümüz şeyler aslında bir vakit sonra bir kapıya doğru açılır. Sonbaharın da anlamının içinde aslında nice başlangıçlar vardır.

Sonbahar, dirilişi saklar koynunda, ölüm son değildir der yaralı, mahzun gönüllere ve dökülen her bir yaprak, solan her renk, solmayan, hiç tükenmeyen, ölümsüz olanı ilan eder bize.

Yorum Ekle

Sesini Yükselt!

Yorumunu Herkesle Paylaş En Çok
Beğeni Alan Yorum En Üstte Yayınlansın.

Yorum yapabilmek için giriş yapınız
Henüz hiç yorum yapılmadı, ilk yorumu yapan sen ol!